Dolar 8,4705
Euro 10,2921
Altın 502,04
BİST 1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 29°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
29°C
Parçalı Bulutlu
Paz 25°C
Pts 24°C
Sal 29°C
Çar 28°C

Ey İman Sahipleri

A+
A-
02.03.2020

Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 2O8. nci Ayeti  mealen.” Ey iman sahipleri  hepiniz toptan barış içine giriniz” şeklindedir.Peki  barış için illa da bir felaket mi yaşamalıyız? Barış içinde yaşamayı neden  sürekli kılmıyoruz?Bakıyorum sayın Cumhurbaşkanımızdan bakanlarımıza,milletvekillerimizden valilerimize,kaymakamlarımıza,birim müdürlerimize,siyasi partilerimizin başkanlarından  belediye başkanlarımıza,kurum ve kuruluş yetkililerinden  en sade vatandaşımıza kadar herkes deprem bölgesinde .Çeşitli yardımlar tepecikler oluşturmuş.İnsanımız yardım yapmak için adeta yarışıyor.Bunlar örnek davranışlar. Ama her felaket öncesinde Müslüman  din kardeşlerimizi  dinen sakıncalı olduğunu bildiğimiz halde kırıp geçirmedik mi?Felaket bir anda fren yaptı. Herkesin ağzından bal damlıyor. Atışmada,saldırmada,kırıp geçirmede,iftira etmede devre arasını yaşıyoruz.

Milletçe bir felaketin yaralarını sarmakla meşgulüz.Allah bir daha böyle felaketlerle bizleri karşı karşıya getirmesin. Bu aziz milleti diğer milletlerden üstün kıyan meziyetlerden biri de  yeri geldiğinde işini gücünü bırakıp kardeşlerine koşmasıdır. 81 ilimizin  insanı adeta yardımda yarışa girmiş durumda. Yıkılanları yeniden inşa edeceğiz. Ama kaybettiklerimiz bir daha geri gelmeyecek. Bakmayın siz yaralı kurtulanlara. Onların çoğu bu felaketin izlerini  şu veya bu şekilde  vücutlarında taşıyacaklardır. Bugün birçok ülke, halen de sağır ve kördür. Türkiye’nin milyonlarca mülteciye acıyarak kapılarını açtığı  günden bu güne hem  aynı tutumunu sürdürüyor.Hem de  elini  cebine sokmuyor. Hepsinin cebinde akrep var. Türkiye bu kadar mülteciyi kapılarını açıp içeri almışsa  Allah’ın rızasını almak için yapmıştır.Çünkü Türkiye’de insanlar vardır.Türk Milleti yerinde  demir eldivenli yerinde kadife eldivenlidir.  . Kırk küp,kırkı da birbirinin üstünde küp. Çekin en alttakini  bakın neler oluyor görün..Mültecilere bir Avrupa kapılarını açtığımızı  düşünün.  Herkes Vehbi’nin kerrakesini işte o zaman  görecektir.  Hani zaman zaman  bir Robin Hodd’dan söz ediliyor ya. Türk Milleti’nin her ferdi bir Robin Hodd’dur.  Türk Milleti etle tırnak gibidir. Yeri geldiğinde kenetlenmesini bilir.

Şimdi birbirimizi anlama,birbirimize yardım etme,sıkıntıları birlikte giderme zamanıdır.Devlet-Millet el  eledir.  Kuru kavgalar bir süreliğine rafa kaldırılmış, bir kenara bırakılmıştır. İçimizde  barındırdığımız  Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz, sorumluluk duygusu taşımayan hukuk tanımaz,saygı ve sevgiye hakkı olmayan  müteahhitlere” Dur” deme zamanı gelmiştir.Bu kadar yıktırılacak okul binasına,  vatandaşımızın yılların  birikimleriyle yaptırdığı binalara yazık değil mi?. Şükretmeyi  de unutur olmuşuz Bu nedenle Allah ta şükrü eda edilmeyen nimetleri bir bir geri alıyor. . Kanaatkar olmayı bir kenara bırakmışız. . Saygıda ve sevgide kusurluyuz. İslamın şartı beştir deriz de altıncısını da kendimiz eklemişiz. Haddini bilmekten söz ediyorum.Haddimizi bilmez olmuşuz. . Uymamız gereken kuralları görmeyecek kadar gözlerimiz kör,duyamayacak kadar kulaklarımız sağır olmuş. Kurallara uymayan sürücülerin  araçlarını devirdiği gibi  bizler de  potlar kırarak   birbirimizi  yaralamayı  sürdürüyoruz. Nazım Hikmet’in dediği gibi bazen akrep , bazen  serçe gibiyiz ve telaş içindeyiz. Midye gibi oluyor “ Bana değmeyen yılan bin yaşasın”diyebiliyoruz. İçimize  kapanıyor ve kabuğumuza çekiliyoruz.Böylece kafasını kuma gömen Devekuşu gibi oluyoruz. Bazen de  bir yanardağ oluyor,  incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler yüzünden ne dediğimizin  farkına varamıyoruz.   

Şairin dediği doğrudur.”İnsan her zaman  tedbir alır,sebeplere yapışır, ama taktiri bilmez. Ama bir gerçektir,Allah’ın taktiri,kulun tedbiri ile de kesinlikle  değişmez”. Biz ne kadar tedbir alırsak alalım.bir şekilde başımıza bir şeyler geliyor .Çünkü Allah’ın taktiri her zaman tedbirin önündedir de onun için. Son yaşanan depremler  bilim adamlarına göre fayların  kırılmalarıyla izah ediliyor. Ama bir de madalyonun öteki yüzü , işin dini boyutu var..  Hiç kimse depremin Allah’ın bir  uyarısı olduğunu düşünmüyor mu ?.Haram yiyenlerin,,yanlış yapan müteahhitlerin,, vergi kaçıran  kişi ve kuruluşların, din kardeşlerine tecavüz eden alçakların, ürettiklerine hile katanların üreticilerin, yalan şahitlik yapanların, devlet malına zarar verenlerin bir şekilde faturasını milletçe ödüyoruz.  Hiç olmazsa bugünden sonra  dikkatli olsak, diyoruz ama görülecektir ki her şey bir süre sonra  unutulacaktır.  

Bakınız, bizi yaratan  Allah, intikamını her zaman kul eliyle alıyor. Ama  Hacı Bayram Veli’nin ifade ettiği gibi :Cümle eşya Halık’ın,kul eli ile işlemiyor.Emr-i Bari olmayınca  da  bir çöp yerinden  oynamıyor. Yaşanan felaketleri bir de bu yönüyle değerlendirsek.  Kendimize yeniden  bir çeki-düzen versek.  İşini  bilmeyen kasabın  düşmanı , masatıdır. Çok kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan şoför  hak etmediği halde nasıl aldıysa aldığı sürücü belgesi yüzünden  suçu kendisinde aramalıdır. Helal kaynamayan aşın  aştan sayılmadığını biliyoruz.  Gönül yıkanların Hacca gitmesine de gerek yok. ,Hatta  zahmet buyurup Allah’ın huzuruna da çıkmasınlar. Yüksekte gezenlerin de  bir gün yollarından çıkacağını ,azacağını  unutmamalıyız.  Yunus Emre’nin dediği gibi  doğru yola gitmedikçe, er eteğin tutmadıkça ,hayır yapmadıkça  cevher satıcısı  asla  olunamaz.

Devlet Baba,hiç olmazsa bundan sonra  inşa edilecek binaları yakın takibe almalıdır.Müteahhitlere ,taşeronlarına öyle ağır müeyyideler getirelim ki ,  bunlar geceleri yattıkları yataklarında bile uyuyamasınlar.  Bu güne kadar yaşananlardan ibret almadık mı?Bu yaşanan kaçıncı acıdır?Bakın Kütahya’nın Tavşanlı İlçesi’ndeki Adalet Sarayı yapılırken devletin C. Başsavcısı  öğle yemeklerini inşaat alanında işçilerle,kalfalarla ve ustalarla birlikte yemişti. Ben de bu yemeklerde bulunmuştum. Neden  sayın C. Başsavcısı  bu çalışanlarla yemek yemiştir? Çünkü inşa edilmekte olan Adalet Sarayında saçı bitmedik yetimin hakkı vardır. Yapılacak bir yanlış telafisi mümkün olmayan sonuçları da beraberinde getirecektir.Kulakları çınlasın halen İzmir’de Bölge Adliye’de savcıdır.Bir kontrol mühendisi gibiydi.   İnşaatın  kontrolörü gibiydi.Bu vesileyle,  Başsavcım Cevat Barutcu Bey’e en kalbi selam ve sevgilerimi sunuyorum. Tavşanlı Adalet Sarayı Allah bir felaket göstermesin çok şiddetli depremlere dayanabilecek  şekilde inşa edilmişse bunda payı büyüktür.

MOBİL REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.